Edremit Körfezinin Balkonu Çamlıbel Köyü

 

 Kazdağı'nın Ege ile kavuştuğu tertemiz havası ve suyu sımsıcak insanlarıyla eşsiz bir cennet köşesi

 

Site İçeriği

 ana sayfa

 köyümüzün tarihçesi

 fotoğraflarla çamlıbel

 köyümüzün araçları

 çevremiz

 köyümüzdeki güzellikler

 geleneklerimiz

 müzemiz

 muhtarlık talep hattı

 forum

 köyümüzün videoları

 kütüphanemiz

 köyümüzün ziyaretçileri

 basında çamlıbel

 irtibat

Astroloji

 


 

Yararlı Linkler

Günün Fıkrası

Takvim

 

Saat

Çamlıbel Köyü Gelenekleri

Bir yanında Kaz dağı diğer yanında Madra dağı ile çevrili Edremit körfezine yolculuğumuz 1 Nisan günü Çamlıbel köyünde doğayla iç içe inşa edilmiş Zeytinbağı otelinde konaklayarak başladı. Karar verip yola koyulmamız tıpkı 1 Nisan şakası gibi hızla başladı, ama çok güzel gelişti.

Bu mevsimde dağların giysi rengi, mor ve kırmızı, yabani laleler, yani anemonlardan geliyor. Bundan sonra şimdiden açmaya başlayan papatya ve gelinciklerden dolayı beyaz ve kırmızıya dönüşecek. Ardından da katırtırnağının (sparteum junceum) sarı rengine bürünecek, tıpkı Sarıkız gibi. Türkmenlerin inancına göre Hazreti Alinin kızı olan Sarıkız'ın masalsı öyküsü yörelere göre farklı yazılmıştır.

Ayvacık yöresinden Cılbak (fakir) baba adlı bir çoban, karısı ölünce küçük yaştaki kızıyla Edremit'in Güre köyüne yerleşir. Daha sonra Sarıkız olarak anılacak olan küçük kız büyüdükçe güzelliği ile çevrede ün sahibi olur. Evlenme çağına geldiğinde pek çok delikanlı onunla evlenmek ister; ama babası hepsini reddeder. Bunun üzerine Sarıkıza iftiralar başlar ve bunlara dayanamayan baba, kızını öldürmeyi düşünür; ama kıyamaz ve onu 12 kaz ile birlikte İda dağının bir tepesinde terk eder.

Zaman içerisinde daha da güzelleşen Sarıkız, dağdaki yaşamını fırtınaya yakalanan insanlara yardım ederek geçirir. Kızının hasretine dayanamayan baba bir gün onu görmeye gider ve ondan bir tas su ister. O sırada gergef işleyen Sarıkız boş bir sukabağı ile kolunu uzatır ve körfezden su verir. Babası tuzlu suyu içemeyince bu defa da Güre çayından su ikram eder. Babası kızının erdiğini anlar ve Sarıkız kırklara karışır. Bir diğer anlatıma göre de oracıkta ölür. Gömüldüğü yere Sarıkız tepesi denir.

Yöre halkı tarafından kutsal kabul edilen mezarı özellikle Ağustos ayında toplu olarak ziyaret edilir. Mezarın dolaylarındaki beyaz kayaların, Sarıkız'ın yoldaşı olan kazlar olduklarına inanılmaktadır. Kartal tepede ölen babası ise burada toprağa verilir. Kartal tepeye Baba tepe denmesinin nedeni de budur.

  NURAY UZUNÖREN (CHEM'78)
  GÜZİN CANER (CHEM'78)

İSTANBUL'UN FETHİ VE GÖKNARLAR

Bu yörede Sarıkız'ı üç defa rüyasında gören, hayır yemeği dağıtır. Çamlıbel köyü halkı eskilere dayanan bu geleneği halen yaşatmaktalar. Ağustos ayının son haftasında binlerce kişinin katıldığı bir yemek şöleni verilmekte ve imece ile hazırlanan keşkekli, nohutlu, pilavlı ve aşureli bereket sofrası buradan geçen herkese sunulmaktadır.

Mitolojide, tanrıların tanrısı Zeus, Troya kralının oğlu Paris'ten tanrıçalar arasında bir güzellik yarışması yapmasını ister. Paris, Athena, Afrodit ve Hera arasından aşk ve güzellik tanrıçası olarak Afrodit'i seçer; ama gönlünü Isparta kralının karısı Helena'ya kaptırır ve Troya savaşlarının başlamasına sebep olur. Troya savaşlarının yönetildiği İda Dağı efsanesi, Troya'nın yıkılması ve Paris'in ölmesi ile son bulur ve daha sonra da Malazgirt savaşının sonucunda Türkmen ve Yörük boylarının Anadolu'ya yerleşmesi ile Sarıkız efsanesi başlar. İda dağları da Kaz dağları olur.

Troya savaşının kaderini belirleyen ünlü tahta atı, Odyssesus, dünyada bir tek kaz dağlarında bulunan göknar ağaçlarından yapmıştır. Aynı ağaçlar buraya göç eden Türkmenler tarafından Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethinde kullandığı gemilerin yapımında kullanılmışlar

KUTSAL KAZLAR

Şaman dininden olan Türkmenlerin inancına göre yabanıl hayvanların bir çoğu gibi kaz da kutsal bir hayvandır. Horasan'dan gelen kaz ayağı motifini halen yörede dokunan bir çok halı ve kilim üzerinde görmek mümkün.

İşte, Homeros'un Ilyada ve Odysseia'yı yazdığı bu yörede yer alan Zeytinbağı otelinde bizleri ağırlıyan ve unutulmaz anılarla yüklü kılanlar ise Menend ve Tuncel Kurtiz ve Menend'in kardeşi Erhan Şeker.

Erhan Şeker, bu yazının içinde yer alan bazıları kendi yaratıcılığını kattığı özgün tarifleri yaratan yemek pişirme konusunda bir sanatçı. Sanatçı diyorum çünkü tüm yemekleri yıllarca yapılmış araştırmaların ürünü ve anne Ayten hanımdan oğluna geçen bir sanat. Aile Bursa'nın köyü, eski adıyla Trilya, yeni adıyla Zeytinbağı'ndan buraya gelmiş. Otelin adı da buradan gelmedir.

İlk gün orman içinde Tuncel Kurtiz'in rehberliğinde yaptığımız yürüyüşte, Çamlıbel köyüne çok yakın olan Tahtakuşlar köyüne gittik. İlk durağımız 1992 yılında açılan ve Türkiye'nin ilk kez bir köyünde kurulan Özel Etnografya Galerisi oldu. Kurucusu Alibey Kudar'la tanıştık. Alibey 1932 yılında Tahtakuşlar'da doğmuş, Savaştepe Köy Enstitüsü mezunu emekli bir öğretmen. Doğum tarihine bakıp ta yanılmayın, o hala genç bir delikanlı.Yıllarca uğraşarak kurduğu galeri görülmeye değer. Sayısız sanat eserleri, kitaplar, Yörük yaşantısını yansıtan eserlerle dolu bu galeriyi üç oğluyla birlikte yönetiyor. Hepsinin Tahtakuşlar Köyü Özel Etnografya Galerisi Kültür yayınları adı altında yayımlanan kitapları bulunmaktadır. (http://www.etnografya-galerisi.com).

Aynı köyün en güzel konumunda bulunan mezarlık ise yaşamdan zevk alan Alevilerin saklandıkları yer. (Öğrendiğimize göre, yöre halkı kaybettiği yakını için gömüldü yerine, onu sakladık dermiş). Mezar taşlarında, kazayağı motiflerini, çok güzel çiçek resimlerini, rakı şişesi ile birlikte görebilirsiniz .

Bir genç kız ölmüşse, burada gözü kalmasın, diye sürmesi bile çekilerek gelin yatağına yatırılır gibi saklanır. Damat ise aynı şekilde giydirilirmiş.

Sonuçta hüznün en aza indirildiği, Hıdrellezde yemekler yapılan, şölensi bir mekana dönüştürülen saklanma yerleri mezarlıklar.

Ayrıca çevredeki diğer köyleri de gezdik. Güreli köyü, Narlıköy, hava soğuk olmasına karşın bu mevsimde doğanın zenginliklerini sergiliyorlardı.

O akşam tahta ile taşın ustalıkla birleştirildiği otelimiz Zeytinbağı'nda başka bir sürpriz bekliyordu bizi. Sınıf arkadaşlarımız Hülya, Kemal Vardar (chem,79) ve kızları Deniz ve Ayşe İçinsel'le karşılaşmak.

Sürprizlerin devamı ise Nazım Hikmet'in Bedrettin Destanının Tuncel Kurtiz tarafından 100 amatör oyuncu ile Almanya'da sahnelenen büyülü oyununun amatör bir kamerayla çekilen görüntülerini izlemekti.

Bunları kaleme alırken bile yaşadıklarımızın coşkusu sürüyor.

Tüm bunları yaşamamızda emeği geçen organizatör arkadaşımız Güzin'e, yurt dışından gelen ve bu geziye çıkmamıza neden olan Ömer'e, tüm bu güzellikleri yaşayan Ruhat,Tülay, Sami adına ve yaşatan Menend, Tuncel Kurtiz ve Erhan Şeker'e çok teşekkür ederim.

  Nuray Uzunören

Lezzet pınarının başında

DÜNYADA ALP DAĞLARINDAN SONRA EN BOL OKSİJENİ OLAN BİN BİR PINARLI KAZ DAĞLARININ EŞSİZ GÜZELLİKLERİNİ SEYREDEBİLMENİN YANI SIRA ZEYTİNBAĞI'NIN ÇOK ÖNEMLİ BİR ÖZELLİĞİ DAHA VAR, YEMEKLERİ...

Ben de biraz kaldığımız yerden bahsetmek istiyorum: Zeytinbağı, Çamlıbel köyünde doğa ile özdeşleşmiş tipik mimarisi, zevkli bahçesi ve ilginç odalarıyla şehirden kaçmak isteyenler için en doğru adres.

Her biri ayrı bir biçimde döşenmiş 8 odası var. Bu yüzden rezervasyon yapmadan gidilmesini önermeyiz.

Dünyada Alp dağlarından sonra en bol oksijeni olan bin bir pınarlı Kaz dağlarının eşsiz güzelliklerini seyredebilmenin yanı sıra Zeytinbağı'nın çok önemli bir özelliği daha var, yemekleri.

Öncelikle size bir fikir verebilmek için ben kaldığımız iki akşamın mönüsünü yazmak istiyorum,

1. akşam
Şevketi bostan, yabani kuşkonmaz, lenker, yıldız otu (salata), gaymacık, hardal otu. Kaygana. Kabak ve patlıcan kızartma (tahin pekmez ve soya soslu) Enginar dolması. Lor köftesi ve fıstıklı ıspanak kavurma. Isırganlı pilav ve enginarlı tavuk. Dondurmalı incir tatlısı
2.akşam
Zaho, kaz ayağı, karışık ot. Zeytinyağlı çağla. Pırasa sarma. Çiğ balık (soya ve taze zencefil soslu) Ahtapotlu pilav Enginar+kuşkonmaz+yumurtalı kavurma Fener balığı sote. Kabak tatlısı
Kahvaltı
Peynir ve zeytin çeşitleri, ev yapması reçeller, kurutulmuş domates, közlenmiş kırmızı biber, otlu ve lorlu börek ve omlet, sahanda yumurta, her çeşit baharat ve zeytinyağı.
Erhan Bey'in ürettiği, çoğu doğaçlama, kısmen de yerel olan bu tatları anlatmak çok zor. Bütün otlar piştikleri gün toplanmış oluyor hem de kendi bahçelerinden, ya da ormandan. Yani tertemiz bir hava ve suda büyümüş ve tazecik. Burada yemekler doğaya bağlı oldukları için de mönü mevsimine göre değişiyor.
Bu tür yemeklere meraklı olanlar için yemek kursları düzenleniyor. Perşembe günü başlıyor kurslar. Cuma sabahı sepetler alınıyor ve Havran pazarına gidiliyor. Öğleden sonra yemekler yapılıyor ve akşama da hep birlikte afiyetle yeniliyor. Kursun 3. günü de ormandan ot toplanıyor. Tabi şehirlerde de bulunabilecek otlar tercih ediliyor, evlerde de yapılabilsin diye. Kurslar en az 4 kişi en fazla 10 kişilik olabiliyor.
Bütün bu yemekleri tadıp, otları da azıcık tanıdıktan sonra dönüşte Akçay pazarına uğramadan edemedik ve tazecik otları, sebzeleri, peynirleri doldurduk arabalara İstanbul'un yolunu tuttuk. Hepimiz öğrendiklerimizi deneyeceğiz, ama bakalım ne kadar yapabileceğiz. Başaramazsak, ne yapalım gider yine Zeytinbağı'nda yeriz

  GÜZİN CANER
 

Körfez Haber

Balıkesir Meteo

İzmir Meteo

Reklam Alanı

reklamlarınızı bu alanda yayınlayabilirsiniz

müracat

leventmercan@msn.com

0.538.701 58 84

Mesaj Bırakın


Site İstatistiği

 

Edremit Çamlıbel Köyü Muhtarlığı için tasarlanmıştır Türkiye 2007 © Design By Mercan