|
Bir yanında Kaz
dağı diğer
yanında Madra
dağı ile çevrili
Edremit
körfezine
yolculuğumuz 1
Nisan günü
Çamlıbel köyünde
doğayla iç içe
inşa edilmiş
Zeytinbağı
otelinde
konaklayarak
başladı. Karar
verip yola
koyulmamız tıpkı
1 Nisan şakası
gibi hızla
başladı, ama çok
güzel gelişti. |
|
|
|
Bu mevsimde
dağların giysi
rengi, mor ve
kırmızı, yabani
laleler, yani
anemonlardan
geliyor. Bundan
sonra şimdiden
açmaya başlayan
papatya ve
gelinciklerden
dolayı beyaz ve
kırmızıya
dönüşecek.
Ardından da
katırtırnağının
(sparteum
junceum) sarı
rengine
bürünecek, tıpkı
Sarıkız gibi.
Türkmenlerin
inancına göre
Hazreti Alinin
kızı olan
Sarıkız'ın
masalsı öyküsü
yörelere göre
farklı
yazılmıştır. |
|
|
|
Ayvacık
yöresinden
Cılbak (fakir)
baba adlı bir
çoban, karısı
ölünce küçük
yaştaki kızıyla
Edremit'in Güre
köyüne yerleşir.
Daha sonra
Sarıkız olarak
anılacak olan
küçük kız
büyüdükçe
güzelliği ile
çevrede ün
sahibi olur.
Evlenme çağına
geldiğinde pek
çok delikanlı
onunla evlenmek
ister; ama
babası hepsini
reddeder. Bunun
üzerine Sarıkıza
iftiralar başlar
ve bunlara
dayanamayan
baba, kızını
öldürmeyi
düşünür; ama
kıyamaz ve onu
12 kaz ile
birlikte İda
dağının bir
tepesinde terk
eder. |
|
|
|
Zaman içerisinde
daha da
güzelleşen
Sarıkız, dağdaki
yaşamını
fırtınaya
yakalanan
insanlara yardım
ederek geçirir.
Kızının
hasretine
dayanamayan baba
bir gün onu
görmeye gider ve
ondan bir tas su
ister. O sırada
gergef işleyen
Sarıkız boş bir
sukabağı ile
kolunu uzatır ve
körfezden su
verir. Babası
tuzlu suyu
içemeyince bu
defa da Güre
çayından su
ikram eder.
Babası kızının
erdiğini anlar
ve Sarıkız
kırklara
karışır. Bir
diğer anlatıma
göre de oracıkta
ölür. Gömüldüğü
yere Sarıkız
tepesi denir. |
|
|
|
Yöre halkı
tarafından
kutsal kabul
edilen mezarı
özellikle
Ağustos ayında
toplu olarak
ziyaret edilir.
Mezarın
dolaylarındaki
beyaz kayaların,
Sarıkız'ın
yoldaşı olan
kazlar
olduklarına
inanılmaktadır.
Kartal tepede
ölen babası ise
burada toprağa
verilir. Kartal
tepeye Baba tepe
denmesinin
nedeni de budur. |
|
|
| |
NURAY
UZUNÖREN
(CHEM'78) |
| |
GÜZİN
CANER
(CHEM'78) |
|
|
|
|
İSTANBUL'UN
FETHİ VE
GÖKNARLAR |
|
|
|
|
|
Bu yörede
Sarıkız'ı üç
defa rüyasında
gören, hayır
yemeği dağıtır.
Çamlıbel köyü
halkı eskilere
dayanan bu
geleneği halen
yaşatmaktalar.
Ağustos ayının
son haftasında
binlerce kişinin
katıldığı bir
yemek şöleni
verilmekte ve
imece ile
hazırlanan
keşkekli,
nohutlu, pilavlı
ve aşureli
bereket sofrası
buradan geçen
herkese
sunulmaktadır. |
|
|
|
Mitolojide,
tanrıların
tanrısı Zeus,
Troya kralının
oğlu Paris'ten
tanrıçalar
arasında bir
güzellik
yarışması
yapmasını ister.
Paris, Athena,
Afrodit ve Hera
arasından aşk ve
güzellik
tanrıçası olarak
Afrodit'i seçer;
ama gönlünü
Isparta kralının
karısı Helena'ya
kaptırır ve
Troya
savaşlarının
başlamasına
sebep olur.
Troya
savaşlarının
yönetildiği İda
Dağı efsanesi,
Troya'nın
yıkılması ve
Paris'in ölmesi
ile son bulur ve
daha sonra da
Malazgirt
savaşının
sonucunda
Türkmen ve Yörük
boylarının
Anadolu'ya
yerleşmesi ile
Sarıkız efsanesi
başlar. İda
dağları da Kaz
dağları olur. |
|
|
|
Troya savaşının
kaderini
belirleyen ünlü
tahta atı,
Odyssesus,
dünyada bir tek
kaz dağlarında
bulunan göknar
ağaçlarından
yapmıştır. Aynı
ağaçlar buraya
göç eden
Türkmenler
tarafından Fatih
Sultan Mehmet'in
İstanbul'u
fethinde
kullandığı
gemilerin
yapımında
kullanılmışlar |
|
|
|
KUTSAL KAZLAR |
|
|
|
Şaman dininden
olan
Türkmenlerin
inancına göre
yabanıl
hayvanların bir
çoğu gibi kaz da
kutsal bir
hayvandır.
Horasan'dan
gelen kaz ayağı
motifini halen
yörede dokunan
bir çok halı ve
kilim üzerinde
görmek mümkün. |
|
|
|
İşte, Homeros'un
Ilyada ve
Odysseia'yı
yazdığı bu
yörede yer alan
Zeytinbağı
otelinde bizleri
ağırlıyan ve
unutulmaz
anılarla yüklü
kılanlar ise
Menend ve Tuncel
Kurtiz ve
Menend'in
kardeşi Erhan
Şeker. |
|
|
|
Erhan Şeker, bu
yazının içinde
yer alan
bazıları kendi
yaratıcılığını
kattığı özgün
tarifleri
yaratan yemek
pişirme
konusunda bir
sanatçı. Sanatçı
diyorum çünkü
tüm yemekleri
yıllarca
yapılmış
araştırmaların
ürünü ve anne
Ayten hanımdan
oğluna geçen bir
sanat. Aile
Bursa'nın köyü,
eski adıyla
Trilya, yeni
adıyla
Zeytinbağı'ndan
buraya gelmiş.
Otelin adı da
buradan
gelmedir. |
|
|
|
İlk gün orman
içinde Tuncel
Kurtiz'in
rehberliğinde
yaptığımız
yürüyüşte,
Çamlıbel köyüne
çok yakın olan
Tahtakuşlar
köyüne gittik.
İlk durağımız
1992 yılında
açılan ve
Türkiye'nin ilk
kez bir köyünde
kurulan Özel
Etnografya
Galerisi oldu.
Kurucusu Alibey
Kudar'la
tanıştık. Alibey
1932 yılında
Tahtakuşlar'da
doğmuş,
Savaştepe Köy
Enstitüsü mezunu
emekli bir
öğretmen. Doğum
tarihine bakıp
ta yanılmayın, o
hala genç bir
delikanlı.Yıllarca
uğraşarak
kurduğu galeri
görülmeye değer.
Sayısız sanat
eserleri,
kitaplar, Yörük
yaşantısını
yansıtan
eserlerle dolu
bu galeriyi üç
oğluyla birlikte
yönetiyor.
Hepsinin
Tahtakuşlar Köyü
Özel Etnografya
Galerisi Kültür
yayınları adı
altında
yayımlanan
kitapları
bulunmaktadır. (http://www.etnografya-galerisi.com). |
|
|
|
Aynı köyün en
güzel konumunda
bulunan mezarlık
ise yaşamdan
zevk alan
Alevilerin
saklandıkları
yer.
(Öğrendiğimize
göre, yöre halkı
kaybettiği
yakını için
gömüldü yerine,
onu sakladık
dermiş). Mezar
taşlarında,
kazayağı
motiflerini, çok
güzel çiçek
resimlerini,
rakı şişesi ile
birlikte
görebilirsiniz . |
|
|
|
Bir genç kız
ölmüşse, burada
gözü kalmasın,
diye sürmesi
bile çekilerek
gelin yatağına
yatırılır gibi
saklanır. Damat
ise aynı şekilde
giydirilirmiş. |
|
|
|
Sonuçta hüznün
en aza
indirildiği,
Hıdrellezde
yemekler
yapılan, şölensi
bir mekana
dönüştürülen
saklanma yerleri
mezarlıklar. |
|
|
|
Ayrıca çevredeki
diğer köyleri de
gezdik. Güreli
köyü, Narlıköy,
hava soğuk
olmasına karşın
bu mevsimde
doğanın
zenginliklerini
sergiliyorlardı. |
|
|
|
O akşam tahta
ile taşın
ustalıkla
birleştirildiği
otelimiz
Zeytinbağı'nda
başka bir
sürpriz
bekliyordu bizi.
Sınıf
arkadaşlarımız
Hülya, Kemal
Vardar (chem,79)
ve kızları Deniz
ve Ayşe
İçinsel'le
karşılaşmak. |
|
|
|
Sürprizlerin
devamı ise Nazım
Hikmet'in
Bedrettin
Destanının
Tuncel Kurtiz
tarafından 100
amatör oyuncu
ile Almanya'da
sahnelenen
büyülü oyununun
amatör bir
kamerayla
çekilen
görüntülerini
izlemekti. |
|
|
|
Bunları kaleme
alırken bile
yaşadıklarımızın
coşkusu sürüyor. |
|
|
|
Tüm bunları
yaşamamızda
emeği geçen
organizatör
arkadaşımız
Güzin'e, yurt
dışından gelen
ve bu geziye
çıkmamıza neden
olan Ömer'e, tüm
bu güzellikleri
yaşayan
Ruhat,Tülay,
Sami adına ve
yaşatan Menend,
Tuncel Kurtiz ve
Erhan Şeker'e
çok teşekkür
ederim. |
|
|
|
|
|
|
|
Lezzet pınarının
başında |
|
|
|
DÜNYADA ALP
DAĞLARINDAN
SONRA EN BOL
OKSİJENİ OLAN
BİN BİR PINARLI
KAZ DAĞLARININ
EŞSİZ
GÜZELLİKLERİNİ
SEYREDEBİLMENİN
YANI SIRA
ZEYTİNBAĞI'NIN
ÇOK ÖNEMLİ BİR
ÖZELLİĞİ DAHA
VAR,
YEMEKLERİ... |
|
|
 |
|
|
|
Ben de biraz
kaldığımız
yerden bahsetmek
istiyorum:
Zeytinbağı,
Çamlıbel köyünde
doğa ile
özdeşleşmiş
tipik mimarisi,
zevkli bahçesi
ve ilginç
odalarıyla
şehirden kaçmak
isteyenler için
en doğru adres. |
|
|
|
Her biri ayrı
bir biçimde
döşenmiş 8 odası
var. Bu yüzden
rezervasyon
yapmadan
gidilmesini
önermeyiz. |
|
|
|
Dünyada Alp
dağlarından
sonra en bol
oksijeni olan
bin bir pınarlı
Kaz dağlarının
eşsiz
güzelliklerini
seyredebilmenin
yanı sıra
Zeytinbağı'nın
çok önemli bir
özelliği daha
var, yemekleri. |
|
|
|
Öncelikle size
bir fikir
verebilmek için
ben kaldığımız
iki akşamın
mönüsünü yazmak
istiyorum, |
|
|
|
1. akşam
Şevketi bostan,
yabani
kuşkonmaz,
lenker, yıldız
otu (salata),
gaymacık, hardal
otu. Kaygana.
Kabak ve
patlıcan
kızartma (tahin
pekmez ve soya
soslu) Enginar
dolması. Lor
köftesi ve
fıstıklı ıspanak
kavurma.
Isırganlı pilav
ve enginarlı
tavuk.
Dondurmalı incir
tatlısı
2.akşam
Zaho, kaz ayağı,
karışık ot.
Zeytinyağlı
çağla. Pırasa
sarma. Çiğ balık
(soya ve taze
zencefil soslu)
Ahtapotlu pilav
Enginar+kuşkonmaz+yumurtalı
kavurma Fener
balığı sote.
Kabak tatlısı
Kahvaltı
Peynir ve zeytin
çeşitleri, ev
yapması
reçeller,
kurutulmuş
domates,
közlenmiş
kırmızı biber,
otlu ve lorlu
börek ve omlet,
sahanda yumurta,
her çeşit
baharat ve
zeytinyağı.
Erhan Bey'in
ürettiği, çoğu
doğaçlama,
kısmen de yerel
olan bu tatları
anlatmak çok
zor. Bütün otlar
piştikleri gün
toplanmış oluyor
hem de kendi
bahçelerinden,
ya da ormandan.
Yani tertemiz
bir hava ve suda
büyümüş ve
tazecik. Burada
yemekler doğaya
bağlı oldukları
için de mönü
mevsimine göre
değişiyor.
Bu tür yemeklere
meraklı olanlar
için yemek
kursları
düzenleniyor.
Perşembe günü
başlıyor
kurslar. Cuma
sabahı sepetler
alınıyor ve
Havran pazarına
gidiliyor.
Öğleden sonra
yemekler
yapılıyor ve
akşama da hep
birlikte
afiyetle
yeniliyor.
Kursun 3. günü
de ormandan ot
toplanıyor. Tabi
şehirlerde de
bulunabilecek
otlar tercih
ediliyor,
evlerde de
yapılabilsin
diye. Kurslar en
az 4 kişi en
fazla 10 kişilik
olabiliyor.
Bütün bu
yemekleri tadıp,
otları da azıcık
tanıdıktan sonra
dönüşte Akçay
pazarına
uğramadan
edemedik ve
tazecik otları,
sebzeleri,
peynirleri
doldurduk
arabalara
İstanbul'un
yolunu tuttuk.
Hepimiz
öğrendiklerimizi
deneyeceğiz, ama
bakalım ne kadar
yapabileceğiz.
Başaramazsak, ne
yapalım gider
yine
Zeytinbağı'nda
yeriz |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|